Kansas, Amerikan müziğinin köklerini Progressive Rock'ın senfonik derinliğiyle birleştirip, Point of Know Return ile türün sınırlarını yeniden...
Yetmişli yıllar, Progressive Rock müziğin altın çağı olarak tarihe geçtiğinde, türün coğrafi ve kültürel ağırlık merkezi tartışmasız biçimde İngiltere’ydi. King Crimson, Genesis, Yes, Pink Floyd ve Gentle Giant gibi devler, Avrupa’nın klasik müzik mirasını, avangart sanat arayışlarını ve entelektüel derinliğini rock sahnesine taşıyarak janrın kurallarını yazıyorlardı. Bu dönemde Atlantik’in diğer yakasında, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise Rock and Roll daha çok sokağın, Blues köklerinin, Country ezgilerinin ve sert garaj sound’unun etkisi altındaydı. İngiliz gruplarının senfonik karmaşıklığı Amerikan dinleyicisi için büyüleyiciydi ancak bu müziğin yerli ve milli bir muadili henüz tam anlamıyla ana akımda sarsıntı yaratamamıştı. Ta ki Amerika’nın tam kalbinden, mısır tarlalarının ve taşra muhafazakarlığının ortasından, Kansas eyaletinden altı genç adam çıkıp müziğin sınırlarını yeniden çizene kadar. Kansas, sadece kendi adını taşıyan eyaletin değil, topyekûn Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli, en vizyoner ve taklit edilemez Progressive Rock grubu olarak adını altın harflerle yazdırdı. Bu efsanevi yürüyüşün, ticari ve sanatsal açıdan zirve noktasını oluşturan, janrın Amerikan tarihindeki en önemli yapıtlarından biri ise kuşkusuz 1977 tarihli Point of Know Return albümüdür.
Kansas, İngiliz Progressive Rock’ının sterilize edilmiş, bazen aşırı mesafeli ve aristokratik yapısını alıp onu Amerikan folk müziğinin sıcaklığı, Hard Rock’ın yırtıcılığı ve akılda kalıcı melodik yapısıyla harmanladı. Grubun Progressive Rock’a yaptığı en büyük ve kalıcı katkı da bu sentezde saklıdır: Karmaşık zaman ölçülerini, senfonik aranjmanları ve felsefi metinleri, stadyumları dolduran geniş kitlelerin dahi eşlik edebileceği bir akıcılıkla sunabilmek. Point of Know Return, bu eşsiz formülün kusursuzca işlendiği, müzikal deha ile popüler beğeninin mucizevi bir biçimde kesiştiği anın resmidir.
Arafta
Albüm, isminden kapak görseline kadar çok katmanlı bir kavramsal çerçeve sunuyor. Antik denizcilerin, düz olduğuna inandıkları dünyanın sonuna gelip uçurumdan aşağı yuvarlanacaklarını düşündükleri coğrafi sınır çizgisi, yani dönüşü olmayan nokta, kelime oyunuyla bir bilgi ve aydınlanma arafına dönüştürülür: Point of Know Return. Kapaktaki azgın dalgaların ortasında, dünyanın kıyısından aşağı düşmek üzere olan gizemli yelkenli gemi tasviri, insanlığın bilginin peşinde koşarken geri dönüşü imkânsız bir eşiğe gelişini simgeler.Müzikal açıdan bakıldığında, albümün açılışını yapan ve albüme adını veren Point of Know Return, grubun Progressive Rock vizyonunun ne kadar rafine olduğunu kanıtlar. Steve Walsh’un alametifarikası olan klavyeler, org riffleri ve vokali, Phil Ehart’ın amansız ritim geçişleriyle birleşir. Şarkı, standart rock kalıplarının çok ötesinde bir ritim matematiğine sahip olmasına rağmen, radyo dostu ve akılda kalıcı yapısını bir milim bile kaybetmez. Robby Steinhardt’ın sıcak kemanı, parçaya adeta folk bir ağıt havası katar. Parçanın verdiği mesaj nettir; Bu albüm, Amerikan müziğinin köklerinden kopmadan, senfonik derinliğin en uç sınırlarına yapılacak felsefi bir yolculuktur.
Bazı İngiliz Progressive grupları orkestral sound’u yakalamak için genellikle mellotron ve synthesizer duvarlarına sığınır. Kansas ise Progressive Rock literatürüne en büyük armağanlarından birini, elektro kemanı grubun ana enstrümanlarından biri haline getirerek verir. Robby Steinhardt’ın yaylısından çıkan ses, Kerry Livgren’in sert, agresif hard rock gitar riffleriyle çarpıştığında ortaya çıkan benzersiz tınının, zamanla Amerikan Progressive Rock’ının karakteristik imzası haline geldiğini belirtmeden geçmeyelim. Ayrıca albümdeki parçalarda davul, klavye, keman ve gitar senkronizasyonu öyle bir milimetrik hesapla çalınır ki, dinleyici kendisini baş döndürücü bir sarmalın içinde bulur. Klasik müzik kontrpuan tekniğini rock enstrümanlarına uyarlayan grup, Amerikan rock müziğinin de entelektüel açıdan Avrupa kadar derinleşebileceğini dünyaya kanıtlamıştır. Müzik, kaotik bir gürültüye asla teslim olmaz; aksine, her enstrümanın kendi patikasında yürüdüğü ama en nihayetinde kusursuz bir nehir yatağında birleştiği devasa bir ses peyzajı kurulur.
Tozdan Gelip Toza Giden İnsanlık
Point of Know Return albümünü sadece Progressive Rock çevrelerinin bir hazinesi olmaktan çıkarıp dünya müzik tarihinin en ikonik yapıtlarından biri haline getiren parça ise, albümün ortasında bir vaha gibi parıldayan akustik başyapıt Dust in the Wind'dir. Kerry Livgren’in gitar egzersizi yaparken rastlantısal olarak bulduğu parmak vuruşu (fingerpicking) deseni, eşi benzeri görülmemiş bir evrensel manifestoya dönüşür.
Progressive Rock grupları genellikle uzun, karmaşık ve çok bölümlü şarkılarla bilinir. Ancak Kansas, sadece iki akustik gitar, bir keman, bir çello ve muazzam vokal harmonileriyle, janrın en felsefi, en sarsıcı şarkısını üretmeyi başarır. Dust in the Wind, insan kibrine, maddiyata ve modern dünyanın geçici parıltılarına karşı yazılmış en dürüst ağıttır. Antik dillerdeki ve kutsal metinlerdeki "Topraktan geldik, toprağa döneceğiz" felsefesini, "Her şey rüzgardaki birer toz tanesinden ibaret" dizesiyle modern dünyaya haykırır. Robby Steinhardt’ın şarkının ortasında yükselen, melankolik, insanı ağlatan keman solosu, teknik becerinin değil, saf duygunun ve varoluşsal hüznün zirvesidir. Kansas, bu şarkıyla Progressive Rock’ın sadece entelektüel bir zihin egzersizi olmadığını, insan ruhunun en derin acılarına ve arayışlarına dokunabilen evrensel bir dil olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.
Steve Walsh’un yırtıcı vokal performansları, parçaların Progressive Hard Rock çizgisini zirveye taşır. Temelde bu albüm grubun en iyi albümü de değildir. Ama daha öncekilerde edindikleri olgunluğun yansıması fena halde görünür. Kansas, müziğinde Amerikan işçi sınıfının çiğ enerjisini, üniversite amfilerinin entelektüel derinliğiyle birleştirmeyi her saniye başarır. Albümün kapanışını yapan Hopelessly Human, albümün kavramsal özetidir diyebiliriz. Kilise orglarının ürkütücü tonlarıyla birleşen keman ile açılan epik parça, insanın sınırlarını, zaaflarını ve zamana karşı verdiği umutsuz ama soylu mücadeleyi sahneler. Şarkının yapısı doğrusal değildir; sürekli ritim değiştirir, vokal harmonileri arasında gidip gelir ve en nihayetinde görkemli bir senfonik finalle sona erer. Bittiğinde dinleyicide kalan his, sadece iyi icra edilmiş bir müzik dinlemiş olmak değildir; evrenin büyüklüğü ve insanın evrendeki küçük ama anlamlı yeri üzerine derin bir düşünceye dalmaktır.
Doğan Kargı

YORUMLAR