Müziğin ve umudun izinde, küçük bir çocuğun kendi sesini bulma yolculuğunu anlatan Felix filmi üzerine sıcak ve ilham verici bir inceleme.
2013 yapımı Felix, beni umutla gülümseten, içimi ısıtan bir film.. Küçük bir çocuğun kalbinin içinde büyüttüğü hayali öyle saf, öyle gerçek ki… İzlerken bazen kendi çocukluğuma döndüm, bazen de içimdeki hayallerin hiç ölmediğini fark ettim. O küçücük bakışların ardındaki cesareti görmek, aslında hayallerin yaşla değil, kalple büyüdüğünü hatırlattı. Felix’in hikayesi sadece bir çocuğun müzikle yolunu bulması değil; aslında hepimizin içinde taşıdığı o “kendi sesini bulma” yolculuğu. Hepimizin hayatında bir yerlerde duvarlar var; aileden gelen kaygılar, toplumun çizdiği kalıplar, korkular, hatta bazen kendi içimizde kurduğumuz engeller… Felix’in annesi de oğlunu korumak isterken, farkında olmadan onun önüne görünmez duvarlar örüyor. Ama işte o an müzik devreye giriyor. Müzik, kelimelerin anlatamadığını anlatıyor; susturulanı konuşturuyor.
Cazın özgür ruhu, saksofonun derin sesi, ritimlerin coşkusu… Hepsi Felix’in yüreğiyle birleşip o duvarları bir bir yıkıyor. Çünkü müzik, insana sadece dinlettiği şey değildir; içinde sakladığı o büyük özgürlük duygusudur. Her notada biraz isyan, biraz umut, biraz da ait olma vardır. Felix’in saksofonla kurduğu bağın hissettirdiği; "İnsan, kendi yolunu ancak kalbinden gelen sese kulak verdiğinde bulabiliyor." oldu...
Müzikler… ah, müzikler! Bu filmde sadece bir fon değil, neredeyse yaşayan bir karakter. Felix konuşamadığında, duygularını anlatamadığında onun yerine saksofon konuşuyor. Bazen bir çocuğun heyecanı, bazen bir annenin kaygısı, bazen de hiç tanımadığı ama içinde hep özlemini taşıdığı bir babanın eksikliği notaların arasından yükseliyor. O melodileri dinledikçe zaman zaman gözlerim doldu, kalbim kabardı. Çünkü bu filmde müzik sadece kulağa çalınmıyor, doğrudan ruha dokunuyor.
Ve final… Felix’in kendini müziğiyle kanıtladığı o an… Sahneye çıktığında yaşadığı titremeyi, sonra nefesini, sonra o ilk notanın kalabalığın içinde yankılanışını hissettim. Sanki orada sadece Felix değil, hepimiz kendi hayallerimizi dile getiriyorduk. O an, sadece onun zaferi değil; izleyen herkesin içten bir tebessümle “evet, hayaller gerçek olabilir” diye doğrulduğu bir an. Bir çocuğun cesareti, onlarca kalbin umutla çarpmasına yetti.
Filmler bazen unuttuğumuz şeyleri hatırlatır: Hayat ne kadar zor olursa olsun, insan kendi melodisini buldu mu hiçbir şey onu susturamaz. Bazen en büyük sessizliklerin içinde bile bir melodi gizlidir. Onu duyduğumuzda, kendimizi buluruz. İşte Felix, tam da bunu anlatıyor: Kendi sesini bulmak, korkulara rağmen yürümek, kalbinin ritmine güvenmek. Sıcak, samimi, umutla dolu bir film… Yalnızca bir çocuğun değil, hepimizin hikayesi. Çünkü hepimizin içinde bir yerlerde saklı duran bir Felix var; bir hayal, bir melodi, bir cesaret. Önemli olan onu susturmamak.

YORUMLAR