Horace Silver’ın efsanevi albümü Song For My Father, hard bop’un ritmik dehasını ailevi kökler ve samimi melodilerle eşsiz bir şekilde buluşturuyor.
Song For My Father albümünün müzikal dokusunu doğru kavrayabilmek için, Horace Silver’ın 1964 yılının Şubat ayında Brezilya’ya yaptığı seyahate göz atmak gerekiyor. Rio de Janeiro’nun sokaklarında yankılanan bossa nova ritimleri, karnavalın coşkulu havası ve Latin Amerika'nın ritmik dehası, Silver üzerinde derin bir etkiler bırakır. Ancak bu etki, sadece bir turistin hayranlığından ibaret olarak kalmaz; sanatçının kendi genetik mirasıyla, Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) kökenli babasının evde çaldığı geleneksel Portekiz ve Afrika ezgileriyle birleşerek mucizevi bir kimyasal reaksiyona uğrar. Silver, Amerika’ya döndüğünde piyanosunun başına geçerek bu Latin esintilerini, cazın bildik hard bop kalıplarıyla, blues gamlarıyla ve funk tınılarının atası sayılacak ritmik yürüyüşlerle harmanlar. Albüm, adeta New York’un dumanlı caz kulüplerinden çıkıp Atlas Okyanusu’nu aşan, oradan Afrika sahillerine ve Güney Amerika’nın sıcak kıyılarına uzanan çok kültürlü bir köprü inşa eder.
Albümün prodüktör koltuğunda, Blue Note’un mimarı Alfred Lion oturuyordu ve ses mühendisliğini cazın berrak soundunu yaratan efsane Rudy Van Gelder üstlenmişti. Ancak albümü asıl dinamik kılan unsurlardan biri de, Horace Silver Quintet’in iki farklı dönem kadrosunu aynı plakta buluşturan geçiş sürecidir. Albümdeki parçaların bir kısmı grubun eski kadrosuyla, büyük bir bölümü ise yeni kurulan beşliyle kaydedilmiştir. Yeni kadroda yer alan genç saksafon dehası Joe Henderson ve trompette Carmell Jones, Silver’ın köşeli, ritmik piyano eşliğine muazzam bir melodik zenginlik kattılar. Bas gitarda Teddy Smith ve davulda Roger Humphries’in kurduğu sarsılmaz ve saat gibi işleyen ritim seksiyonu, solistlerin arkasında adeta devasa bir oyun alanı yaratır. Eski kadrodan kalan Blue Mitchell (trompet) ve Junior Cook (tenor saksafon) gibi isimlerin yer aldığı parçalar da albümün bütüncül, sıcak hard bop atmosferini kusursuzca destekler. Kadro değişikliklerine rağmen albümün tek bir elden çıkmış gibi homojen kalması, Horace Silver’ın besteci ve lider olarak ne denli baskın bir vizyona sahip olduğunun en açık kanıtıdır.
Albümün açılışını yapan ve albüme adını veren Song For My Father, caz tarihinin en çok çalınan, en çok coverlanan ve en çok bilinen standartlarından biridir. Parçanın girişindeki meşhur, Teddy Smith basının ve Silver’ın sol elinin kurduğu iki notalık hipnotik ritim, dinleyiciyi saniyeler içinde avucunun içine alır. Bu giriş ritmi, yıllar sonra Jazz Rock / Pop Rock grubu Steely Dan tarafından Rikki Don't Lose That Number şarkısında ödünç alınacak kadar ikonikleşmiştir. Joe Henderson’ın bu parçadaki saksafon solosu, karmaşık fikirlerin ne denli akıcı, yalın ve içten anlatılabileceğinin dersi niteliğindedir. Albümün diğer incilerinden The Kicker, neşeli, yerinde duramayan ve dansa davet eden bir ritmik patlamadır. Burada Joe Henderson’ın yırtıcı ve enerjik solosu parçayı zirveye taşır. Calcutta Cutie ise doğu ezgilerini andıran, mistik, biraz gizemli piyano akorlarıyla albümün kozmopolit yapısını daha da genişletir. Que Pasa? parçasında ise daha melankolik, hüzünlü ama bir o kadar da gururlu bir blues atmosferi hakimdir.
Song For My Father, yayımlandığı dönemde hem eleştirmenlerden tam not alır hem de ticari olarak Blue Note tarihinin en çok satan albümlerinden biri haline gelir. Horace Silver, bu albümle cazın entelektüel bir elitizme sıkışıp kalmasına meydan okuyordu. Ona göre caz; ayakların ritim tuttuğu, bedenlerin sallandığı, insanların ruhunda sıcak funk ve blues hissini uyandıran yaşayan bir sokak sanatıydı. Bu albüm, sonraki yıllarda gelişecek olan soul caz, funk caz ve acid caz gibi pek çok modern türe esin kaynağı oldu. Bugün hip-hop prodüktörlerinden elektronik müzik sanatçılarına kadar uzanan geniş bir yelpazede Horace Silver’ın bu albümdeki piyanolarından alınan sample’ların (ses örnekleri) yankılanması, albümün barındırdığı ritmik dehanın her daim iş yapabileceğinin en somut göstergesidir. Silver, piyanoyu bir vurmalı çalgı gibi kullanan perküsif tarzıyla, cazda piyano eşliğinin kurallarını yeniden yazar.
Albümü bugün, çıkışından altmış yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ taze, hâlâ büyüleyici ve iç ısıtan bir yapıt kılan şey, onun barındırdığı samimi dürüstlüktür. Horace Silver, karmaşık teorilerin arkasına saklanmak yerine, babasının hatırasına, çocukluğunun evinde duyduğu eski ezgilere ve dünya seyahatlerinde kalbine dolan ritimlere güvenir. Plağın iğnesi daha ilk kanala oturduğunda sadece 1964 yılının New York’u değil, insanlığın ortak ritmik coğrafyası yeniden canlanır. Song For My Father, bir sanatçının köklerine duyduğu saygının, müziğin evrensel ve şairane diliyle mühürlenmiş halidir. Dünyadaki müzikal trendler değişse, caz apayrı formlara bürünse bile, bu albümün sunduğu davetkar ritimler, ruhunu cazın saf ve dürüst hard bop tınılarıyla yıkamak isteyen her müziksever için güvenli ve ebedi bir sığınak olmaya devam edecektir.

YORUMLAR