Bale ve Modern Dans: Biri göğe yükselme arayışı, diğeri yere dönüş isyanı. İki karşıt kutup, neoklasik baleden çağdaş dansa estetiği yeniden çizdi.
Bale ve Modern Dans, sahnenin iki karşıt kutbu gibi görünürler; biri asırlık bir saray protokolünün inceliğini, diğeri ise yeni bir dünyanın arayışının isyanını taşır. Ancak bu iki tür arasındaki ilişki sadece bir çatışma değil, aynı zamanda yüzyılı aşkın süredir devam eden verimli ve kaçınılmaz bir diyalogdur. Bu diyalog, bedenin sahnedeki anlamını, estetik idealini ve ifade özgürlüğünün sınırlarını yeniden çizmiştir.
Bale, Rönesans saraylarından doğup, 17. yüzyılda Fransa Kralı XIV. Louis döneminde kesin kurallara kavuşan, katı bir hiyerarşiye ve estetiğe sahip bir sanat formu. Balenin ruhu, ağırlık çekimini reddetme arzusunda yatıyor. Dansçı, en pointe (parmak ucunda) durarak, dikey bir çizgiye ulaşmayı, bedeni dünyevi yüklerden kurtarmayı hedefler. Kusursuzluk, asalet, geometrik simetri ve éterik (uhrevi) bir havası vardır. Kadın bedeni hafif, kırılgan ve erkek partner (cavalier) tarafından desteklenen, idealize edilmiş bir güzellik simgesidir. Kurallar, bedeni belirli bir estetik kalıba hapseder. Beş temel pozisyon, dönemin fiziksel sınırları içinde ulaşılması gereken, evrensel kabul görmüş bir mükemmellik dilidir.
Balenin katılığı, 19. yüzyıl sonlarına gelindiğinde, Avrupa'nın değişen sosyal ve sanatsal ruhunu artık taşıyamıyordu. Sanat, endüstrileşme ve psikoloji biliminin doğuşuyla birlikte bireyin iç dünyasına yönelirken, bale hala sarayların idealize edilmiş soylu aşk hikâyelerini anlatıyordu.
20. yüzyılın başlarında, bale tiranlığına karşı çıkan öncü sanatçılar (Isadora Duncan, Martha Graham, Doris Humphrey) tarafından Modern Dans doğdu. Bu hareket, sadece yeni bir teknik değil, aynı zamanda felsefi bir manifestoydu. Modern dansın en radikal adımı, balenin göğe yükselme arzusunu reddetmek ve yere dönmek oldu. Dansçılar, yere düşüşü (fall), yerden kalkışı (recovery) ve yerde yuvarlanmayı hareketin organik bir parçası haline getirdi. Beden, artık ağırlıksız bir hayal değil, hissedilen, terleyen, ağırlığı olan gerçek bir varlıktı. Martha Graham gibi isimler, hareketin dış formdan (bale) değil, iç duygudan kaynaklanması gerektiğini savundu. Graham tekniğinde merkeze yerleştirilen contraction (kasılma) ve release (gevşeme), nefes ve içsel gerilimin bedendeki fiziksel ifadesiydi. Beden, artık soylu bir prenses değil, tutkuları, korkuları ve arzuları olan bir insandı.
Aynı zamanda modern dansçılar, korseleri, tütüyü ve pointe ayakkabılarını (balenin en belirgin baskı araçlarını) terk etti. Yalın ayak dans etmek, bedenin doğrudan yerle, yani gerçeklikle temasını simgeledi.
Başlangıçta Modern Dans, baleyi tamamen reddetmiştir. Ancak zamanla bu katı ayrım gevşer ve 20. yüzyılın ortalarından itibaren iki tür birbirini beslemeye başlar: Önce modern dans, balenin güçlü bacak ve denge tekniğini ödünç alır. Aynı şekilde, bale de kendi hiyerarşisini yumuşatarak, modern danstan yer çalışmasını ve gövde hareketini (özellikle omurganın kavislenmesi) alır. Balerinler artık sadece dikey değil, yatay ve eğik düzlemlerde de hareket etmeye başlar.
George Balanchine gibi koreograflar, balenin klasik formunu koruyarak, onu anlatıdan arındırır ve modernizmin hızına, soyutluğuna ve müzikalitesine uyarlar. Neoklasik Bale olarak adlandırılan bu tarz, katı formun esnek düşünceyle birleştiği bir köprü oluşturdu.
Günümüzde ise Contemporary Dance (Çağdaş Dans), bu iki geleneğin kalıntıları üzerine kurulmuş bir alandır. Çağdaş dans, balenin teknik disiplinini Graham'ın duygusal yoğunluğu, Limón'un ağırlık kullanımı ve doğaçlamanın serbestliği ile birleştirerek, bedenin her türlü anlatımı ve politik yorumu için sonsuz bir potansiyel sunar.
Bale ve Modern Dans arasındaki ilişki, sanattaki her büyük dönüşüm gibi, bir neslin isyanıyla başlamış, ancak kaçınılmaz olarak bir sentez ile olgunlaşmıştır. Modern Dans, baleyi idealize edilmiş bir kalıptan kurtararak, ona gerçeğin ve duygusal derinliğin kapılarını açmıştır. Bale ise modern dansa, formun ve disiplinin gücünü hatırlatmıştır. Bugün sahnedeki her bir hareket, o büyük çatışmanın ve ardından gelen yaratıcı barışın bir izini taşır.

YORUMLAR