Identity, kapana kısılan insanların aslında tek bir zihnin farklı kişilikleri olduğunu ortaya seren psikolojik bir yüzleşme.
Identity aslında bir korku-gerilim filmi gibi görünse de bana kalırsa insanın iç dünyasıyla, bastırdığı yanlarıyla, kimliğinin parçalanmış halleriyle ilgili çok daha derin bir hikaye anlatıyor. Filmin yüzeyinde bir motelde mahsur kalan ve tek tek öldürülen insanlar var. Ama derinlerde, bu insanların aslında bir adamın zihninde, onun farklı parçaları olduğunu anladığımızda film tamamen başka bir boyuta geçiyor.
Film, insanın kendisiyle hesaplaşmasının görsel bir temsili. Hepimizde farklı sesler, farklı yüzler, farklı hayat ihtimalleri var. Bir yanımız masum, bir yanımız hırçın, bir yanımız korkak, bir yanımız saldırgan… Bazen kendimizi suçlayan, bazen savunan, bazen koruyan parçalar. Filmdeki karakterlerin tek tek yok oluşu, bana insanın kendi içinde bazı parçalarıyla vedalaşmasını hatırlattı. Artık işine yaramayan, ona zarar veren ya da ayakta kalmasına engel olan yanlarını öldürmek gibi.
En çok etkileyen şey ise, filmin sonunda ortaya çıkan gerçek: tüm bu kargaşanın tek bir zihnin ürünü olması. İzlerken kendi içimde de defalarca bir motelin koridorlarında dolaşır gibi kaybolduğumu, hangi odada hangi ben’le karşılaşacağımı bilemediğimi hissettim. Kendi içimde bazen iyi olanı korumaya çalıştım, bazen kötü olanın sesi çok daha baskın geldi. “Identity” bunu korkutucu bir hikayeyle, ama aslında çok insani bir dille anlatıyor.
Filmdeki atmosfer, yağmur, sıkışmışlık, çıkışsızlık duygusu bana hayatın belli dönemlerini hatırlattı. O boğucu hava sanki insanın zihnindeki fırtınayla birleşiyor. Bazen ne yaparsak yapalım kurtulamıyoruz ya, işte tam olarak öyle. Ama bir yandan da bu fırtınanın içinde kim olduğumuzu, hangimizin gerçekte yaşaması gerektiğini seçmek zorunda kalıyoruz.
Ben filmi izlerken ürperdim ama aynı zamanda kendime dair çok şey düşündüm. Hatta biraz da hüzünlendim. Çünkü film bize gösteriyor ki en büyük tehlike dışarıdan değil, içeriden geliyor. Kendi içimizdeki kimliklerden hangisini büyütüp yaşattığımız, hangisini susturduğumuz aslında hayatımızın yönünü belirliyor.
Kısacası Identity sadece bir gerilim filmi değil; iç hesaplaşmanın, benliğin parçalanmış hallerinin, insanın en karanlık tarafıyla yüzleşmesinin hikayesi. Ve en önemlisi de hissettirdiği: Hepimiz kendi zihnimizde bir motel taşıyoruz, odalarında türlü türlü benlerimizle… Kim kalacak, kim gidecek, kim ölecek, kim yaşayacak... işte asıl mesele bu.

YORUMLAR