The Mighty: Hastalık ve utanç. Kevin'in hayal gücü ile Max'in gücünün birleşimi, eksikliği tamamlayan eşsiz bir dostluk destanı.
Film, iki kırık ruhun birbirini tamamlayarak yeniden var ettiği bir hikayedir. Kevin’in bedeni ağır bir hastalığın yükünü taşır, her günü ölümün gölgesiyle örülüdür. Max ise babasının işlediği suçun utancıyla, içine kapanmış, kocaman bedeninin içinde küçülmüş bir çocuk olarak yaşar. Onları bir araya getiren şey, yalnızlıklarının birbirine seslenmesidir. Ve o anda film bize büyük bir hakikati fısıldar: İnsan tek başına hep yarımdır, ancak başka birine tutunarak tamamlanır.
Kevin’in gözlerinde hayatı aşan bir parıltı vardır. O, hayal gücüyle sıradan dünyayı dönüştürür; bir sokağı krallığa, bir geceyi destana çevirebilir. Kendini bir şövalye, Max’i de o şövalyenin atı olarak hayal etmesi yalnızca bir oyun değil, aslında ruh ile bedenin ayrılışının sembolüdür. Kevin zihnin, düşlerin, ruhun; Max ise bedenin ve gücün karşılığıdır. İkisinin birleşimi, insanın bütünlüğünü temsil eder. Bu birliktelik bize şunu gösterir: Kendimizi bir başkasının aynasında bulduğumuzda, eksikliklerimiz tamamlanır.
Filmin duygusal ağırlığı, Kevin’in hastalığının yarattığı sınırlara rağmen, onun hayallerinin sınırsız oluşunda gizlidir. Çelimsiz bedeninde, taşkın bir yürek ve sonsuz bir düş gücü taşır. Max ise bunun tam tersidir; güçlü bir bedenin içine hapsolmuş, küçülmüş bir ruhla yaşar. Kevin, Max’e hayal etmenin kurtarıcı gücünü öğretir; Max de Kevin’in hayallerini bedeninde somutlaştırarak onlara hayat verir. Bu dostluk, insanın parçalanmışlığını bir başkasının kalbinde onarmasının en saf hali olur.
Film ilerledikçe içine işleyen şey, hayatın kırılganlığıdır. Kevin’in gülüşlerinde saklanan hüzün, aslında yaklaşan kaybın sessiz habercisidir. Çünkü bütün o şövalyelik oyunları, tüm o kahramanlık masalları, onun ölümü yenme çabasıdır. Kevin’in destanları, kendi sonuna karşı açtığı görünmez savaştır. Fakat ölüm, çoğu zaman hayalden daha güçlüdür ve film, izleyeni bu kaçınılmaz gerçekle yüzleştirir.
Kevin’in ölümü, Max için en ağır yıkımdır. Fakat aynı zamanda bir doğum anıdır. Çünkü Kevin’den geriye yalnızca hatıralar değil, onun öğrettiği bir bakış kalır: hayal etmek, yaşamanın en büyük direnişidir. Kevin’in gidişi, Max’in dönüşümü olur. Böylece film, bize bir hakikat bırakır: Bazı insanlar hayatımıza yalnızca kısa bir süre için girerler, ama ruhumuzda açtıkları iz ömür boyu silinmez.
Filmin dokusunu besleyen şey sadece dostluğun saflığı değil, aynı zamanda çevrenin acımasızlığıdır. Zorbalar, dışlanmışlık, yalnızlık… Ama bütün bu karanlığa rağmen Kevin ve Max’in birbirine sığınışı, insana dair en derin ışığı taşır. Çünkü yalnızken güçsüz olan insan, dostluğun elini tuttuğunda bambaşka bir güce kavuşur.
The Mighty'nin hatırlattığı şey açıktır: Gerçek güç kaslarda değil, sevgide ve hayaldedir. Gerçek kahramanlık dünyayı değiştirmek değil, bir kalbi dönüştürmektir. Ve gerçek dostluk, ölümden sonra bile yaşamaya devam eder. Kevin’in bedeni toprağa düşse de, hayalleri Max’in içinde büyür. Max artık yalnızca iri cüsseli, içine kapanmış bir çocuk değildir; Kevin’in mucizesine şahit olmuş, onun düşlerini geleceğe taşıyan biridir.
Sonuçta film, görünüşte yalnızca iki çocuğun dostluğunu anlatır gibi görünse de, aslında çok daha derinde ölümün kaçınılmazlığı, dostluğun kurtarıcı gücü ve insanın eksikliklerini başka bir kalpte tamamlayabilmesi üzerine dokunmuş güçlü bir metafordur. Filmi izleyenler yalnızca gözyaşlarını değil, yüreğini de taşıyacaktır; çünkü bu hikaye yalnızca Kevin ile Max’in değil, biraz hepimizin hikayesidir: kırık yanlarımızı başkalarının ışığında iyileştirme çabamız.

YORUMLAR