Daredevil: Hukuk ve Katolik inancı arasında sıkışmış çatışma. Matt Murdock, şiddeti kefaret ayinine dönüştürerek kendini Hell's Kitchen'da yargılar.
Matt Murdock’ın hikâyesi, geleneksel bir süper kahraman anlatısından daha fazlasına sahip, ahlaki bir bilmecenin ve ruhsal bir işkencenin öyküsü. Daredevil, gücünü radyoaktif bir kaza sonucu edinmiş olsa da, kimliğini asıl şekillendiren şey, babasının trajedisi ve çocukluğundan beri taşıdığı Katolik inancının ağır mirasıdır aslında. Murdock, Hell's Kitchen'ın karanlık sokaklarında adaleti sağlarken, iki karşıt gücün, hukukun rasyonel otoritesi ve Katolikliğin mutlak günahkârlık algısı, arasında sıkışıp kalmış, ebedi bir çatışmanın merkezidir.
Matt Murdock’ın dünyası, siyah ve beyaz, doğru ve yanlış kavramları üzerine kurulu Katolik dogmasının keskin sınırlarıyla çevrilidir. Bu dogmanın kendisi, onun Daredevil kimliğiyle en büyük çelişkisini yaratır. Katoliklikte suçluluk, sadece bir eylemin sonucu değil, varoluşsal bir durum. Murdock’ın vicdanı, her yumrukta, her kemik kırığında bu dogmanın ağırlığını hissediyor. Şiddet, ne kadar meşru bir amaç için kullanılırsa kullanılsın, özünde bir günah. Daredevil, kurtarıcı olduğu kadar, her gece kendini günahkâr bir eyleme zorlayan bir figür yani. Kendi adaletini uygulaması, Tanrı'nın otoritesine karşı işlenmiş bir kibir günahı olarak sürekli geri dönüyor kendisine.
Mücadeleleri, basit birer kavga değil, kendi eylemlerine biçtiği birer kefaret ayini bir bakıma. Sürekli yaralanarak, acı çekerek ve kanayarak, işlediği şiddet günahının bedelini ödemeye çalışıyor. Maske, sadece kimliğini gizleyen bir örtü değil, aynı zamanda günahını itiraf etmenin ve acıyı kabul etmenin simgesel giysisidir. Murdock, kiliseye gidemediği için, kendini Hell's Kitchen'ın çatılarında dövdürerek günah çıkarıyor anlayacağınız.
Bir de ikili kimlik sorunu var elbette. Matt Murdock ve Daredevil kimlikleri arasındaki çatışma, sadece bir kostüm ve bir meslek ayrılığı değil, dünya görüşlerinin felsefi ayrışmasıdır. Avukat Matt Murdock, adalete sistem, kanun ve rasyonel süreç aracılığıyla inanır, kanunların koruyucusu ve savunucusudur; suçluların cezalandırılması için kanıt toplar, argümanlar sunar ve düzenin kurallarına uyar. Bu kimlik, onun İnanç (Tanrı'nın düzenine güven) ve Düzen (toplumsal kanunlara saygı) arayışını temsil eder.
Maskeli kimliği ise kanunların yetersiz kaldığı, sistemin çöktüğü noktada devreye girer. Kanıt değil, içgüdü ile hareket eder; mahkeme salonunun yavaşlığı yerine, çatının anlık şiddetini seçer. Bu kimlik, Murdock’ın öfkesini, çaresizliğini ve Tanrı'nın iradesine müdahale etme arzusunu yansıtır. Bu iki kimliğin sürekli çakışması, Murdock'ın vicdanını sürekli bir yapıbozum sürecine sokar.
Diğer yandan bakıldığında Daredevil’ın mücadelesi, yalnızca suçlularla değil, aynı zamanda Hell's Kitchen'ın ruhuyla ve kendi kişisel kurtuluşuyla ilgilidir. Şehrin karanlığı, Murdock'ın körlüğünü bir duyusal avantaja çevirmesiyle ironik bir dengeye ulaşır. O, fiziksel olarak göremez, ancak kötülüğün kokusunu alır ve yalanın ritmini hisseder. Bu durum, onun dindar inancının bir yansımasıdır: Görünen dünyanın ötesindeki gerçeğe ulaşma yeteneği.
Peki Matt Murdock / Daredevil bir kurtarıcı mı yoksa düşmüş melek mi? Murdock, suçluluk ve kefaret döngüsünde sıkışıp kalmış durumda. Belki bir kurtarıcı olarak görülmek istiyor olabilir, ancak şiddete olan bağımlılığı ve sürekli günah işleme ihtiyacı, onu neredeyse düşmüş bir melek figürüne dönüştürüyor. Karşılaştığı düşmanlar (özellikle Kingpin), sadece suçun efendilerini değil, aynı zamanda onun ahlaki sınırlarını zorlayan, şiddetin kaçınılmazlığını kanıtlayan felsefi karşıtlarıdır.
Matt Murdock, maskesinin altında, sürekli olarak Katolik Tanrı'sından af dileyen bir adamdır. Onun en büyük mücadelesi, adaleti sağlamanın ruhunu kurtarmaya değip değmeyeceği sorusudur. Daredevil ise şiddeti araçsallaştıran, ancak vicdanı bu şiddet tarafından sürekli yargılanan modern bir trajedidir.

YORUMLAR