Süper kahramanlar: Modern siyasetin alegorik yansıması. Superman'den X-Men'e, hepsi ulusal korku ve ideolojik çatışmayı yansıtır.
Süper kahraman hikâyeleri, uzun yıllar boyunca yalnızca renkli kostümler, iyiyle kötünün çatışması ve fantastik güçler üzerinden okunmuştu. Fakat bu evrenin derinliklerine inildikçe, maskelerin ardında saklanan bir alt metnin daha olduğu fark edilir: ulusların korkuları, toplumların gerilimleri, ideolojilerin gölgeleri. Aslında süper kahraman mitolojisi, modern dünyanın siyasal retoriğinin en renkli biçimde yeniden üretildiği alanlardan biridir. Ve bu alan, çoğu zaman düşünsel bir tartışmayı yüksek sesle değil, çizgi çizgi, panel panel fısıldar.
Politik alegorinin gücü, doğrudan söylemediği şeydedir. Çünkü süper kahraman anlatılarında politika, kürsülerde konuşan liderlerin değil, gökdelenler arasında uçan figürlerin, yeraltı suç ağlarını çökerterek düzen arayan anti-kahramanların, dünyayı kurtarmaya çalışırken kendi ahlaki çizgilerinde sendeleyen karakterlerin üzerinden şekillenir. Bu biçimde okunduğunda her kahraman, kendi çağının siyasi ikliminin bir tür yankısına dönüşür.
Superman, yalnızca bir uzaylı değildir mesela; Amerika’nın kendine anlattığı ulusal mitin kişileşmiş hâlidir. Onun güçleri, ABD’nin 20. yüzyıl boyunca kendisine biçtiği rolü anımsatır: gücü olan ama bu gücü doğru amaçlar için kullanan bir figür. Ama bu figür, idealize edilmiş bir vatandaşlık anlatısının da gölgesini taşır. Amerika'yı oluşturan unsurlar oraya sonradan gelmiş ve orayı vatan olarak benimsemiştir, tıpkı Superman'de olduğu gibi. Diğer yandan Superman’in dünyanın herhangi bir yerine olan sınır tanımayan erişimi, kimi zaman Amerikan müdahaleciliğinin romantize edilmiş bir yansıması gibi okunabilir. Bu müdahaleciliğin sorgulandığı dönemlerde ise Superman’in çizim dili bile değişir, daha ağır, daha yalnız, daha içe dönük bir hal alır.
Bir başka en bilinen süper kahramanlardan olan Batman’in hikâyesi ise başka bir siyasal ekseni işaret eder: modern şehir ve düzen fikri. Gotham, genişleyen metropollerin karanlık yüzüdür; suçun devletin erişiminden kaçtığı, adalet sisteminin çöktüğü bir laboratuvar. Batman bu laboratuvarda devletin başarısızlığının sembolü değil, bu başarısızlığı doldurmaya çalışan gri bir gölge olur. Onun adaleti, yasal değil; ama bu yasadışılığın kökünde devletin eksikliği yatar. Bu nedenle Batman, her zaman sağ-sol eksenine oturmayan ama otorite boşluğunu dolduran bir figür gibi görünür. Çizgi romanın katmanları açıldıkça, kişisel travmanın dışında ekonomik çöküş, kurumsal yozlaşma ve kentsel çürüme gibi gevşek ama güçlü politik damarlar belirir.
Belki de politik alegorinin en çıplak hâli X-Men’de görülür. Mutantlar yalnızca süper güçlere sahip insanlar değildir; öteki olmanın her biçiminin (ırksal, kültürel, cinsel, dini) simgeleştiği bir topluluktur. Charles Xavier ve Magneto’nun fikir ayrılığı ise iki farklı siyasal yaklaşımın çarpışması gibidir: uzlaşmacı entegrasyon mu, yoksa ayrışma ve radikal direniş mi? Bu çatışma, Amerika’nın sivil haklar mücadelesinin yansıması olarak okunagelmiştir. Ama X-Men’in alegorisi yalnızca tarihsel değildir; her yeni dönem, yeni bir ötekileştirme biçimiyle birlikte mutant anlatısına yeni bir dalga ekler.
Steve Rogers’ın taşıdığı kalkan, ilk tasarlandığı dönemde propaganda malzemesi gibiymiş; ama zamanla hem Amerikan milliyetçiliğinin hem de bu milliyetçiliğin eleştirisinin zeminine dönüşmüş durumda. Modern hikâyelerinde Captain America, kendi devletinin gölgesinde ezilen, emirlere uymayı reddeden, ülke ile devlet arasındaki farkı sorgulayan bir figüre dönüştü. Bu dönüşüm, ulusal kimliğin iç gerilimlerini gösteriyor: ideallerin yıpranması, politik yozlaşma, savaş sonrası travmalar… Kalkan bu noktada yalnızca bir savunma aracı değil; bir vicdan tartısı hâline gelmiş durumda.
Black Panther ise yalnızca bir süper kahraman değil; kolonyal tarih üzerinden yazılmış bir politik fantezi aynı zamanda. Wakanda'nın dış dünya tarafından sömürülmemiş, kendi teknolojik devrimini yaratmış bir ülke olarak betimlenmesi, eğer kolonyalizm olmasaydı Afrika ne olurdu? sorusunun çizgi roman formundaki karşılığıdır. T’Challa’nın yükü bu nedenle ulusal bir sorumluluk taşır; kararları yalnızca suçla değil, halkının egemenliğiyle ilgilidir. Bu alegori, tarihsel bir adaletin hayali kadar, modern politik liderliğin açmazlarını da işaret eder.
Ama süper kahraman politik alegorileri, dünyayı doğrudan tarif etmez; ama dünya bu hikâyelerin panel aralarına sızar. Savaşlar, ekonomik krizler, toplumsal huzursuzluklar, yeni teknolojiler, göç dalgaları, güvenlik paranoyası… Hepsi süper kahramanların bedenlerinde, kostümlerinde ve kararlarında başka biçimlerde yankılanır. Bu alegoriler genellikle çözüm de sunmaz. Çoğu zaman yalnızca bir soruyu büyütür, bir çelişkiyi görünür kılar, bir ideolojinin derin çatlağını dramatik bir yüzleşmeye dönüştürür. Belki de bu nedenle süper kahramanlar, modern dünyanın en uzun ömürlü mitleri hâline geldi. Çünkü onların gerçek gücü lazer gözlerinde, serumla güçlenen kaslarında ya da kırılmaz kemiklerinde değil; politik dünyanın karmaşasını yeniden üretebilme yeteneklerinde saklı. Maskeler düştüğünde geriye kalan, çoğu zaman parlak bir kahraman değil, bir toplumun kendisine baktığında gördüğü yansımanın karanlık siluetidir.

YORUMLAR